Lifeselector
StorySelector’ı izlemiyorsun — onu yönlendiriyorsun. Yönetmenin uzaktan kumandasını almak gibi: gerçek insanlar, gerçek odalar ve gerçekten şeyleri değiştiren küçük seçimler. Seçtiğin bir cümle, girdiğin bir kapı ve sahne farklı bir ruh haline geçiyor. Hızlı bir şekilde hissediliyor — hantal bir menü gibi değil, ama biri sana bir anı verip ne yapacağını sorduğu gibi.
Sahneler kısa ve keskin: kötü bir randevu, garip bir ara sokak, ters giden bir arka bahçe barbeküsü — gerçek ışık ve gerçek aksesuarlarla çekilmiş küçük filmler gibi. Teknoloji o kadar akıcı ki hiçbir şey seni kesmiyor; geçişler hızlı, seçimler gecikmeden gerçekleşiyor ve bir sahneyi yeniden oynatmak, ilk seferde kaçırdığın detayları ortaya çıkarıyor. O sürpriz seni tıklamaya devam ettiriyor.
Akılda kalan şey, ne kadar kişisel hissettirdiği. Küçük, aptal bir seçim, harika bir şeye veya utanç verici bir şekilde garip bir duruma yol açabilir — ve ikisini de hatırlarsın. Dağınık, eğlenceli ve tuhaf bir şekilde bağımlılık yapıcı: gösterişli olduğu için değil, ipleri sana verip sonra onunla oynadığında gerçek bir hikaye gibi davrandığı için.












